Site icon Didim Rehberi

Didimi Yeniden Keşfet

Didim Tekne Turu

Altınkum limanında günlük tekne turuna çıkan tekneler

Bir sabah erkenden kalkıp Didimden yola çıkarsanız, bir gün içinde nereleri gezersiniz? Didimi Yeniden Keşfet

Altınkum plajı Didim

Didimde gününüzü en iyi değerlendirmek, dinlenmek, şehrin stresinden uzakta enerji depolamak için hergün plajlara gitmeyi tercih edenler vardır. Tatilin sonunda aklınızda sadece plaj kalmasın diye, bir veya bir kaç gününüzü çevreyi keşfe ayırın, Didim kırsalının büyüsüne kendinizi kaptırın. Didim Altınkum Plajı haricinde diğer Plajlara da gidin.

Yıllardır Didim “Falcılık ve büyücülük merkezi” Apollo Tapınağının bulunduğu; Didyma Antik Kentini de içine alan “Yoran ve çevresiyle” kendi tanıtımında ön plana çıktıysa da Didimde çok daha fazlası var.

Didimde toplu taşıma araçlarıyla Didim’in heryerine gidersiniz dersek belli plajlar ve çevre yerleşimlerde yakın yerler için bisiklet, moped kiralamanız; daha uzak yerler için araç kiralamanız daha yerinde olur.

Şehiriçi minibüsü, Didim – Söke, Didim – Akbük, Didim Milet Söke gibi Toplu taşıma hatlarının araçlarını kullanıyorsanız:
Belediye denetimli Şehiriçi minibüsleriyle Didimin yakın, orta-yakın yerlerine rahatça gidebilirsiniz.

Didimde Semt Pazarları

Didim merkez olarak bilinen ve Çarşamba günleri üreticilerin pazar kurduğu sebze meyve ağırlıklı pazar yeri hemen merkez Camisinin arkasına düşer.
Cumartesi günü Kurulan ve sebze meyvenin yanısıra giyim kuşam ev tekstili vb ıvır zıvırın da bulunabileceği büyük pazar yeri her Cumartesi günü Didim Devlet Hastanesi, Didim merkez Otogarı, İtfaiye ve sanayi sitesi yoluna dipdibe bir mesafede.
Bu güzergahtan sürekli Şehirici Minibüsü bulabilirsiniz.Didimin yabancısıysanız şehiriçi minibüslerine binerken şöföre gitmek istediğiniz yerden geçip geçmediğini mutlaka sorun, sizlere yardımcı olacaklardır.

Pazartesi günü yeni bir semt pazarı kuruluyor, Liman yolunun bitişiği, yeni yapılan büyük merkez sağlık ocağının orada da artık bir semt pazarı var.
Mavişehir Pazarı sabit bir pazar; yaz başlangıcından sonuna sezonluk ve her akşamüstü açık.

Altınkumda yat limanı D-Marinden başlayıp Taşburun yakınlarında Didim AquaPark Su Parkına kadar uzanan uzun bir yolculuk yapan Şehiriçi Minibüsü hattı var.
Meşhur Apollon tapınağı Didyma‘da
Bu minibüslere binip Didyma antik kentinden geride kalan yegane yapı olan Apollo Tapınağına 15 dakika gibi kısa bir mesafede ulaşabileceğiniz gibi bir sabah erken kalkıp buraya yürüyerek geze geze de gelebilirsiniz.

Didyma antik kenti Altınkumdan çok yakın burada 2000 yıllık bir tapınağın yanında soluklanabilirsiniz

Apollon tapınağına bilet gişesinden giriş ücreti ödeyip girebilir, yılanlı saçları ve şaşı gözleriyle meşhur “medusa” kafasına girişin altındaki merdivenlerin sonunda defne ağacının yaanında rastlarsınız.Az ilerde kazılar sırasında bulunan aslan heykelleri, boğa kafaları ve bitki dal motifleriyle bezenmiş mermer sütun başları ve devamında kutsal suyun da bulunduğu kuyuyu geçip Tapınağın basamaklarını tırmandığınızda sizi devasa büyüklükleriyle bir sütun ormanı karşılar.

Didimin sembolü olarak hemen hemen her yerde logo olarak kullanılmış ikiz sütunlar Artemis ve Apolloyu temsil edermiş.
Bu mitolojik tanrı ve tanrıçaların kim ve ne olduklarına dair yığınla bilgi var.

Bir deprem bölgesi olan Ege Bölgesinde sütunları domino taşı gibi dağıtan doğanın gücünün karşı konulmazlığına tapınağın arka yakasında şahit oluyoruz.
Apollo Tapınağının girişinde tapınak hakkında detaylı bilgiler veren kitap vb hediyelikler satın alabileceğiniz yerler var.

Dilerseniz büyük tur kafilelerine de açık büfe yemek veren restoranlarda öğlen yemeği veya gece projektörlerle aydınlatılan tapınağın karşısında bir akşam yemeği yiyebilirsiniz.
Önceden fiyatını konuşup anlaşmak, elbette akşamüstü konuklarınız olacaksa arayıp rezervasyon yaptırmak size kalmış.

Yine Apollon tapınağına nazır Cafeler, Barlar, canlı müziğin de yapıldığı mekanlar burada var. Tapınağa yakın fakat plaja uzak olduğundan gün içinde müşterilerine kendi aracıyla koylara servis yapan havuzlu bir otel bile var. Bunun dışında bir Butik otel ve pansiyon da Apollo Tapınağının Bulunduğu Yoran yerleşiminin sınırları içinde.

Apollo Tapınağını gezmek için açılış – kapanış saatlerine dikkat etmezseniz yol kenarından fotoğraf çekmekle yetinirsiniz.

“Bu günlük bu kadar yeter”
deyip otelinize havuza veya plaja dönebilir; yada akşama doğru Mavişehirde her akşamüstü kurulan sabit pazara gidebilir; Mavişehirde deniz kenarında veya “Aşk Gemisi” denilen denizin içine uzayan mendirekte gün batımını seyredip, burada tekne üzerinde bişeyler için, hatta mangalda balık bile yiyebilirsiniz.

Mavişehir Pazarı yazın başlangıcıyla birlikte her akşam açılan sabit bir pazar ve “yok yok” desek yeri var.

Mavişehir Pazarı Akşamları hareketleniyor

Şehiriçi minibüsleriyle ulaşım var ama özel aracınızla geldiğinizde Otopark mevcut.

Didimden çıkıp Apollo Tapınağını geride bırakıp Petrol istasyonlarını da geçince bazı büyük marketler ve petrol istasyonunun bulunduğu ilk yol ayrımı Sağtur’a döner. Dönmeden devam edince ikinci yol ayrımı solda geniş Park alanıyla Mavişehir pazarının olduğu yere yaklaşırken aracı siz kullanıyorsanız çok dikkatli olmanız gerek. Bu yol ayrımında pek çok görünmez kaza oldu ve malesef çok can kaybedildi.

Mavişehir’e dönmeyip de devam ederseniz sizi Tarhan Otelin oralara, ordan da bir kamp alanı olan Orman Kampına devam eder yol.
Tarhan Oteliyle Orman Kampı Kamping alanının önleri dahil kumluk, yeryer deniz eriştelerinin hüküm sürdüğü Plajlar var.
Mavişehirde de Plajlar var. Ama Sağtur Mavişehir arasında Sarıkum, Denizli Öğretmenler, Sağtur Plajı da Didim’de denizi ve kumu bakımından efsane plajlar arasında.
Orman Kampının karşısında sonradan kurulmuş bir köy olan ve tarım alanında tavuk çiftliklerinin yoğun olduğu bir köy olarak bilinen Yalıköy yol sapağı Didim Şehiriçi Minibüslerinin aynı zamanda son durağı.
Fakat siz Didim Aquaparka gitmek istediğinizi söylerseniz sizi aquaparka kadar bırakırlar.

Taşburun Limanının güney batı kısmı denize girmeye uygun bir plaj barındırsa da burada fazla denize gelen olmaz

AquaParkı geçince sağda Fedainin yeri var, eski balıkçı Fedai karavanında balık satıyor, dileyene pişirip servis yapıyor.Yolun denize bakan solunda pansiyon ve restoranlar var. Bunların önlerindeki plajlar hem kumlu hem de erişteli. Deniz Eriştesi herkesin az çok bildiği gri-kahverengi bir yosun.

Taşburun Limanı küçük balıkçının tam yıl, büyük gırgır tekne ve trollerin kış dönemi geldikleri bir liman.
Bu limanın kuzey yakası Menderes nehrinin taşıdığı alüvyonlarla dolup lagüne dönüştüğünden burada yer alan Başaran sitesi ve devamındaki Onurkent, Eserkent gibi sitelerde yazlıklarına gelenler ya havuzlarını kullanırlar yada denize girmek için diğer plajlara giderler.
Taşburun Limanının yamacındaki bu Başaran Sitesinin önlerindeki okaliptus ağaçlarının serin esintisini geçip deniz kenarına vardığınızda kilometrelerce denizin sadece bir kaç karış derinliğinde olduğunu görürsünüz.

Kitesurf Sevenler için sürekli rüzgarın olduğu Akköy Taşburun mevkii Başaran sitesindeki Kitesurf okulu

Sürekli esinti alması ve denizin sığ oluşundan dolayı yüzeyinin sakinliği burayı uçurtma sörfü -KiteSurf- tutkunlarının merkezi olma yolunda her geçen gün popüleştirmekte…
Rüzgarın yüksek olduğu yaz ve sonbahar günlerinde rengarenk paraşütleriyle KiteSurf yapan sörfçüler Akköyün bu şirin lagününü kaplar.

Akköyde yukarı mahallede eski Taş evler

Taşburundan 6 kilometre kadar devam edince Akköye girmeden köylülerin ürettiklerini toplu halde sergiledikleri Akköy köy pazarı Kocabahçe mevkiinde.
Burası Aynı zamanda Akköyün su kuyularının da olduğu sulak bir alan ve yakın zamanda kesme çiçek projesi için köye ait tarlalarda sera yapım çalışması hız kazandı.
Akköye doğru devam ederken üzüm bağlarından zeytinliklere, çilek tarlalarından Zeytinyağ fabrikasına derken Akköyün yokuşuna ulaşırsınız.
Sol tarafta Jandarma tabelasının arkasında yamaca dik duvarlar 1800’lü yıllardan kalma yapıların.
Bunlardan sur duvarını andıran taş örme duvarın eski kliseden kalanlar olduğunu biliyoruz.
Akköyde ilk girişteki meydanda kahvehanelerde oturup sıcak yada soğuk bişeyler içebileceğiniz gibi; köy içinde gözleme yapan, köy kahvaltısı yapan mekanlar da var.
Dilerseniz Akköyde Sanat Galerisi Cafe Olive ziyaret edebilirsiniz.
Köyü gezmek isterseniz size 15-20 dakikalık bilgilendirici bir gezi de ayarlayabiliriz. (0 536 265 9322)

Didimden Akköye

Akköyden Milete

Akköyden Milete nasıl gidilir ?
Akköyden Milet Tabelasını takip edince Akköy – Milet yaklaşık 3 kilometre mesafede ve Balat Birlik Minibüslerinin artık düzenli seferleri var.

Milet bugünkü Balat köyünün 500 metre kadar ilersinde yeralıyor.
Aslında 1956’daki depreme kadar Balat köyü, Milet antik kentinin kıyısında ve İlyas bey camisinin olduğu yerdeymiş.
Tıpkı Didimdeki gibi depremden sonra devlet “iskan evleri” yapmış ve halka dağıtmış.

Eski yazma salnamalerde Balat Hakkında Osmanlı döneminde bir ticaret mezkezi olmasından ötürü İtalyan Cenevizlilerinin konsolosluk bile açma girişimlerinin olduğu yazar.
Ondan öncesinde ise Balat Menteşeoğullarının başşehridir ve Türk Beyi İlyas Bey adına yapılan Külliye bu bakımdan Osmanlıdan önce “Beylikler Dönemi”ne ait en eski yapıdır.
Örnek bir restorasyon çalışmasıyla korunmuş, kurtarılmış bu yapıyı görmeniz için müzeden bilgi almalısınız.
Müzede Milet Antik kentinin kazılarından elde edilen bulutların tasnif edildiği, restore edildiği ve sergilendiği bölümler mevcut.

Anayoldan ayrılıp Milet Antik kentine saptığınızda halen pamuk ekilen verimli alüvyon tarlalarında çiftçilerin pulluklarına taktırıp kenarı çektikleri lahit mezar kapaklarına bile rastlarsınız.

Müzeyi sol kanada alıp bakınca kubbeli yapı İlyas Bey camii ve ilerdeki dev mermer basamaklar da Milet amfitiyatrosuna ait. Hemen oracıkta antik kenti gezmek için bilet alıp; dilerseniz bilgilendirici kitap vb materyal de satın alabilirsiniz.

Tiyatroya dönüp bakınca sağ tarafımızda yerli esnafın toplu olarak sergilerini açtıkları dikdörtgen bir yapı dikkatimizi çeker.

Burası maalesef kötü restore edilen bir Kervansaray. Adeta restorasyon değil de restorantsyon abidesidir. Eskiden içerisinde bir halıcı da vardı, dilerseniz girip gezebilirsiniz. Eskiden kervansaraylar ticareti kuvvetlendirmek için inşaa edilen kervanların konaklayabileceği tarzda yerlermiş.
Amfitiyatronun önündeki bu cafeye oturup gözleme yerken gözümüze çarpan toprak altındaki tepeciklerde bir zamanlar şehirdeki 7 camiden biri olan 40 merdivenli mescit olduğu eski Osmanlıca salnamelerinde yazan bilgilerden olduğunu duyuyoruz.

Matematikçi Tales’in memleketi Milet’i gezerken “en az Efes antik kenti kadar önemli fakat bakımsız” diyenler de çıkabilir. Görebildiğimiz ve yüzeyde olanlar dışında göremediğimiz, halen toprakta yada yurtdışındaki müzelere kaçırılmış, tahrip edilmiş, yağmalanmış olanları hayal bile edemiyoruz.
Kış aylarında taşan Menderes nehri antik çağda da o dönem insanına ilham vermiş, felaketlere yol açmış, yatağı zamanla değiştiyse bile Söke ovasını sulamaya bereket olmaya devam ediyor.

Milet Antik Kentinde Amfitiyatro Greko-Romen tarzda.

Milet M.Ö. 7. ve 6. yy.da en parlak dönemini yaşamış. Milet’liler özellikle M.Ö. 6. yy.da deniz ticaretini ele geçirmelerinden sonra Akdeniz ve Karadeniz’de kurdukları koloniler sayesinde zenginleşmişlerdir. Zamanla Milet, İyon dünyasının başkenti haline gelmiştir.

Didimi yeniden Keşfet: Milet antik kenti ve Thales

Antik Çağda Bilim Felsefe Matematik

Aristoteles’e göre, felsefenin gelişmesi için iki ön koşulu var: Öncelikle, felsefe yapacak kişinin “tuzu kuru” olmalı. Yani o kişi, maddiyat kaygısına düşmeden kendini sadece düşünmeye verebilmeli.
İkincisi, kişi gerçek bir merak duygusuna sahip olmalı ve en doğal görünen gerçekleri bile sorgulayabilmeli.
Milet’te bu iki koşulun bir araya gelmesiyle, tarihin gerçek anlamdaki ilk filozofu kabul edilen Thales ve onun devamında, Anaksimenes ve Anaksimandros ortaya çıkmış.
Babillilerden aldığı astronomi bilgisi ve Mısır’dan getirdiği söylenen geometri bilgisi dışında Thales’in asıl önemi, aklına takılan sorularda. “Neyin var olduğu” ve “neyin gerçek oldugu” gibi sorular sayesinde Thales, o güne dek doğadaki her olayı ayrı bir tanrının varlığına bağlayan mitolojinin ötesine geçerek; her şeyin nedenini, doğanin kendisinde aramaya basliyor.
İşte bu da modern bilimin başlangıcının temellerini atan kişinin Tales olduğunu bize söylüyor.
Thales ve ögrencilerinin “Fizikçiler Okulu” diye anılmasi ve pozitif bilimin temellerini attiklarinin söylenmesi de bu yüzden.
Su… Herşey SU…
Thales”e göre, evrenin asıl maddesi sudur; her şey sudan gelir ve suya döner. Dünya, “okeanos” denilen dev bir su kütlesi içinde yüzen, düz bir tepsidir onun zihninde. Anaksimandros ise, dünyanın sıcak ile soğuğun birleşmesinden doğduğunu savunur.Anaksimandrosa göre, yasam “ıslak” bir ortamda başlamıştır, ilk canlılar ise balığa benzer yaratıklardır. Bu düşünceleriyle, binlerce yıl önce ilk evrim düşüncesini ortaya atan Anaksimandros; dünyayı, boşlukta asılı duran bir silindir olarak tasvir eder. Anaksimenes’e göre ise, ruhumuzun bizi ayakta tuttuğu gibi, hava da dünyayı ayakta tutmaktadır. Görüldüğü gibi, ilk felsefi denemelere daha çok hayal gücü hâkim. Ancak gözlem yeteneğinin çok sınrlı olduğu bir çağda, bu normal bir durum. İlkçağda denizciliğiyle parlayan ve zamanla önemli bir ticaret kenti haline gelen Milet; Büyük Menderesin taşıdığı verimli alüvyonlarla kıyıyı doldurması sonucu tarlaların içinden seyreder sizi.
Büyük Tarihçi Herodotun “çalışan nehir” olarak tanımladığı nehirlerden olan Büyük Menderes; taşıdığı malzemeyle, sahil şeridinin yılda ortalama 6 metre kadar denize doğru ilerlemesine neden olmuş. Böylece, klasik dönemde Latmos Körfezi’nin ağzında bir sahil kenti olan Milet, zamanla denizden 10 km içeride kalmış.

Bir zamanlar kentin karşısında bulunan Lade Adası, bugün ovanın ortasında bir tepeye; Latmos Körfezi ise, Bafa Gölü”ne dönüşmüş.

Yola devam ediyoruz ve bu sefer Ege denizini solumuza alıp bir yol ayrımına geliyoruz.

Eski Doğanbey köyünde örnek restorasyon çalışmalarıyla günümüze kazandırılmış tarihi taş evler

Eski Doğanbey köyü

Eski Doğanbey köyü ve yenisi Tuzburgazından hemen sonra yer alıyor.
Tuzburgazı tabelasını yolun solunda görüp, tam kavşaktaki çirkin baz istasyonu direğinden sola kıvrılınca önce Tuzburgazı ve yeni doğanbey köyüne devamında vardığımız bir dere üzerindeki köprüyü geçip yukarı giden yola tırmanınca da Eski Doğanbey köyüne varılıyor.

Eski DoğanBey Köyüne değil de yola düz devam ettiğinizde deniz kenarına yaklaşırken lagüne dökülen bir tatlı su kaynağı var.
Eski DoğanBey köyünün içinden geçen derenin denize değen yerinden yüzeye çıkan ve kış aylarında buharlar çıkaran bir ılık su kaynağı… çocukken bu ılık sulara girmiştim çok kere…
Yolun sonunda bir kaç balıkçı restoranı ve bitiminde de jandarma karakolu var.
Dilek yarımadasının en uç noktasına karadan gidemiyorsunuz. Belki denizden evet ama karadan jandarmanın kapısı burada yolun bitimi…

Buradaki restoranlara yıllardır küçük gruplar halinde iş adamları, aracı olan aileler gelirler ve seçtikleri balıkları tarttırıp satın alırlar pişirme parasını da ekletip deniz kenarındaki masalarında bir güzel ziyafet çekerler… Balıklar elbette ordaki dalyanda kayıtlı balıkçıların gün boyu denizden tuttukları deniz balıkları. Siz yine de emin olmak için sorabilirsiniz. Burada elektrik olmamasına rağmen restoranlarda güneş panellerinden sağlanan elektrikle aydınlatma gibi ihtiyaçlar karşılanıyor. Dönüş yolculuğu bizi anayola kıvrıla kıvrıla çıkardıktan sonra Sökeye doğru devam ediyoruz.

Bundan sonraki durak Priene Antik Kenti